|
Yeşilova
Höyük’teki ilk yerleşim
günümüzden en az 8-9 bin yıl önce Cilalı Taş
Dönemi olarak da adlandırılan Neolitik
Çağ’da başlamıştır.
III. Kat Yeşilova
Höyüğü’nün en uzun süreli ve
en kalın kültür katıdır. Yıllar içinde
genellikle tahribatlardan sonra yeniden inşa edildiği
anlaşılan 13 mimari kata
sahip bu sürecin
kendi içinde üç evrede gelişim gösterdiği anlaşılmıştır.
III.Kat:
Neolitik Çağ Yerleşimi
.Ova yüzeyinin 3-
4 metre
altında , Neolitik dönemin ilk katlarında yer yer küllü
alanlar ve sıkıştırılmış
toprak tabanlarla karşılaşılmıştır(Yeşilova
III 7-8). Taban kalıntıları ve yanık
izlerinden bu alanda oval
ya da dörtgen planlı
saz ve ağaç
dallarından oluşan kulübelerin olduğu anlaşılmıştır.
Yanık kalıntılarının çoğunun saz türü
bitkilere ait olması nedeniyle
kulübelerin yapımında sazın yoğun
olarak kullanıldığını söyleyebiliriz.
Kulübelerin etrafından çıkan ocak ve kül kalıntıları
günlük işlerin ve pişirmenin kulübelerin çevresinde
gerçekleştirildiğini göstermesi bakımından
önemlidir.
Yeşilova III.
5-6. katlarında
yapılara ilişkin yalnızca
taban kalıntıları ortaya çıkartılmıştır.
Yeşilova’da çadır
ve kulübe türü barınakların kullanıldığı
bu dönemden sonra, Cilalı Taş döneminin Rönesans
ı olarak da adlandırabileceğimiz zengin bir süreç
başlamıştır (III.1-3.kat). Yeşilova
Höyüğü’nün III
1-3. katlarında toplum yaşamında ortaya çıkan
yenilikler, nüfus
artışına bağlı olarak daha büyük aile
gruplarının yaşadığı
konutların ortaya
çıkması, başka bir deyişle büyük boyutlu
mimarlığın doğuşu, insanın yaşam
ekonomisi adını verdiğimiz beslenme türünün değişmesiyle
yakından ilgilidir. Yeşilova Höyüğü’nde konut
olarak tanımladığımız kalıcı
barınak ve yerleşik yaşam ancak, göç etmeden aynı
yerde sürekli olarak besin elde edilebilecek bir düzen
kurulduktan sonra ortaya çıkmıştır.
III.1. kat
höyüğün en uzun süreli yerleşim olarak
bilinmektedir(Yeşilova III.1a-e).
Neolitik yerleşimin MÖ.6000-5700 yılları
arasındaki son dönemini temsil eden ve yüzey toprağının
1-
2 metre
altındaki bu katlarda 0.60-
0.80 m
. kalınlığında taş temelleri olan
dikdörtgen planlı
5x6 ve 6x8 m. boyutlarında mekanların
inşa edildiği saptanmıştır.

Yan yana birbirinden
ayrı inşa edilen taş temelli yapılar ortak bir
avluya bakmaktadır. Alanın genelinde 5 mekan açığa
çıkartılmıştır. Tek odalı yapıların
batıya doğru çekilerek belirli bir sırada inşa
edildikleri kapılarının güneye bakacak şekilde
uzun duvarların ortalarına yapıldığı
saptanmıştır. Mekan aralarındaki boşlukların
ve avlunun yoğun
ezgi ve öğütme taşı kalıntılarından
işlik olarak kullanıldıkları anlaşılmıştır.
Mekanların taş temel üst yapısına ilişkin
günümüze fazla bir kalıntı ulaşmamıştır.
Yapıların duvarları bu dönemdeki kerpiç bloklarının
kullanıldığı geleneksel mimari tarzın dışında
bir yöntemle, 10-
15 cm
. kalınlığında kalıp içine dökülen ve
kili toprak bitki kalıntıları karışımından
oluşan bir çamur olan “mühre”
ile yapılmıştır.
Mekanların genellikle batı taraflarında üzeri
çamur sıvalı taşlarla yapılmış
platformlar ve tahıl öğütmek için kullanılan
mutfak işliği bulunur. Bunun dışında
serpantin taşından yapılan balta
, çakmaktaşı kesicilerinde bulunduğu taş işlikleri
, dokuma işlikleri ve
çanak çömlek üretim yerleri günlük yaşamın en önemli
izleri olarak karşımıza çıkar. Mekanların
bazılarının içinde
küçük ocaklar yer alırken çoğunlukla fırınların
avluda olduğu görülmüştür. Dolayısıyla
avluların toplum yaşamı içinde önemli bir yerinin
olduğu anlaşılmaktadır.
|